-->

13 Ekim 2009

Fatih Terim'in istifasının ardından herkes gönlünden geçen isimleri yazıp çizmeye başlamış. Ben de eksik kalmayayım. Benim, A Milli Takım Teknik Direktörü olarak görmek istediğim isim Mircea Lucescu'dur. Rumen teknik adam, bana göre futbolu tam manasıyla çözmüş sayılı isimlerden. Maç kazanmak için neler yapılması gerektiğini en iyi bilenlerden biri. Kendisinin CV'si de malum. Bugüne kadar başardıkları, bu görev için bence fazlasıyla yeterli. Hele ki Shakhtar'da gerçekleştirdiği uzun vadeli yapılanma, tam da bizim isteyip de bir türlü başaramadığımız bir şey. Ayrıca Lucescu, teknik direktör Türk mü olsun, yabancı mı olsun tartışmasını da ortadan kaldıracaktır. Şahsen, Lucescu'yu her zaman bir Rumen'den ziyade bir Türk olarak görmüşümdür. Eğer federasyon, bizden biri sıfatının en çok yakıştığı yabancılar arasında olan bu babacan adamı ikna edip de getirirse, hiç hazzetmediğim Mahmut Özgener'i alnından öper, ekibini de son zamanlardaki en basiretli yönetim ilan ederim.

3 Ekim 2009


1 Ekim 2009

Karşıyaka taraftarı, geçen sezon deplasmana giderken vahşi bir şekilde öldürülen kardeşleri Özgür Soylu'nun anısını yaşatmaya devam ediyor. Kupayı getirin bize; götürelim Özgür'e sloganını muhteşem bir pankart haline getirdiler. El emeği pankart, daha önce de benzer çalışmalara imza atan Devran Akar ve ekibine ait. Boyutu 110 m2. Yapımı tam 10 gün sürmüş. Pankartta Özgür Soylu'nun yanı sıra Karşıyaka tribünün simge isimlerinden Taner Ütüklerli ve "Bir Baba Hindi" Mustafa da resmedilmiş. Uzun yıllar unutulmayacak eşsiz bir çalışma olmuş. Tebrikler...


Açık söyleyeyim. Bu istifa biraz midemi bulandırdı. Özetle Kemal Kılıç'ın istifa gerekçesi, yönetimsel zaafiyetten kaynaklan, had safhaya vurmuş belirsizlik ortamı ve bu ortamda faydalı olamayacağına inanması. Bu olay üzerinden bir kaç çıkarım yapmak mümkün. Birincisi bu takımı buraya getiren insan Kemal Kılıç. İlk üç maçta alınan galibiyetlerle takım şampiyonluk havasına girdiğinde, hedefi yükseğe koyanlardan biri de oydu. O zaman başarıya inanırken, şimdi üst üste puan kayıplarından sonra bir anda takıma olan inancını yitirmesi bence mümkün değil. Demek ki şampiyonluğa inanmıyormuş.

Kongre sürecindeki bir kulüpten istifa etmek de ayrıca sorgulanması gereken bir konu. Madem istifanın sebebi yönetimin basiretsizliği. Yeni bir yönetim geldiğinde Kılıç'ın sorunu ortadan kalkacak demektir. Peki bu acele niye?

Bu ani ve acele kararın sebeplerini düşününce de o midemin bulanmasına neden olan ihtimal geliyor akıllara. Kemal Kılıç'ın bir önceki kulübü Adanaspor'un teknik direktörlük görevinin iki gün önce boşalmış olması. Eğer teknik direktör arayışı içindeki Adanaspor gidip de Kemal Kılıç'a teklif götürdüyse ve hoca da bu teklifi kabul ettiyse çok çirkin ve etik dışı bir işe ortak olmuş olurlar. Bu saatten sonra da biz hocayla istifasından sonra görüştük yalanına kimse inanmaz. Daha önce de şehrin diğer takımı Adana Demirspor, sezon başında Karşıyaka'yla sözleşme imzalayıp çalışmalara başlayan Levent Eriş'in aklını çelip istifa ettirtmişti. Umarım Adana şehri böylesi bir rezilliğe ikince kez imza atmaz. Aklımıza gelenin başımıza gelmemesi dileğiyle.

29 Eylül 2009

Ünlü İtalyan televizyoncu Giulio Galasso'nun yeni yapılacak stad hakkındaki yorumu:


"It's a shame that in a city where it takes six months to get an ultrasound, we think of spending money to build a stadium."

"Ultrason çektirmenin altı ay sürdüğü bir şehirde, parayı stad yapımına harcamayı düşünmek ayıptır."

28 Eylül 2009

Adı süper, hali vasat ligimizin son sırasına Kasımpaşa ambargo koymuş durumda. Bu hafta sürpriz bir şekilde Kayserispor'dan beraberlik kopararak Sivasspor'la puanlarını eşitlediler. Görünen o ki, geçen seferki Süper Lig maceralarında olduğu gibi bu sene de misafirliğe gelmişler. Bu saatten sonra düşmemeleri bence imkansız. Esas merak ettiğim konu ise, 3 haftadır maç yapmayan Ankaraspor'u ne zaman geçecekleri. Fikstürlerine baktığımda 16. haftayı bulabilir gibi geliyor. Peki Avrupa'da, Kasımpaşa rolüne soyunan takımlar hangileri?

İspanya - Xerez

Geçtiğimiz sezonun 2. Lig şampiyonu, Primera'da çerez oldu. İlk puanlarını bu hafta, Espanyol deplasmanında aldılar ama henüz golle tanışamadılar. Şu ana kadar Avrupa'nın büyük liglerinin açık ara en kötü performansını sergiliyorlar. Son maçtan sonra biraz morallenmişler. Kulübün resmi sitesinde olumlu açıklamalara yer verilmiş. Lige neredeyse onlar kadar kötü başlayan Malaga karşısında 3 puana ulaşacaklarına inanıyorlar.

İngiltere - Portsmouth

Pompey, had safhada sempatim olan takımlardandır. Arap iş adamı Al Fahim kulübü aldıktan sonra çıkışa geçerler diye düşünüyordum ki tam manasıyla dibe vurdular. Lige 7'de 7 mağlubiyetle başladılar. Şimdilik teknik direktör Paul Hart'ın arkasında duruyorlar. Al Fahim 2-3 hafta içinde kulübe 50m £'luk kaynak aktaracaklarını açıkladı. Umut veren kadrolarıyla güzel günler yakında gelebilir.

Fransa - Grenoble

Lige tersten 7'de 7 ile başlayan bir başka takım. Bu seri sonucunda Fransa lig tarihinin en kötü başlangıç rekorunu da kırmış oldular. Taraftarlar isyan etmiş vaziyette. Geçen hafta durumu, sahaya meşaleler fırlatarak protesto etmişlerdi. Bu hafta ise direk istifa yazılı pankartlar asılmış. Bosnalı teknik adam, Bazdarevic takımına inandığını ve neden böylesine tepki gösterildiğini anlamadığını söylemiş. Bence anlaşılamayacak bir şey yok.

Hollanda - Waalwijk

2007'de küme düşen Waalwijk, bu sezon tekrardan Eredivisie'ye geri döndü, ancak şu an büyük ihtimal dönmez olaydık diyorlardır. Onlar da ilk 7 maçlarını kaybeden takımlardan. Geçen hafta ise sürpriz bir şekilde Roda'yı dörtlediler. Bu galibiyete rağmen bugün bir istifa haberi geldi. Yalnız bu sefer teknik direktör değil, yönetim istifa etmiş. Tam bir kaos içindeler. Tünelin ucunda ışık yok gibi.

Almanya - Hertha Berlin

Geçen sezon, son iki haftaya kadar şampiyonluk yarışının içinde kalan ve ligi 4. bitiren Hertha Berlin, bu sezon tam manasıyla darmadağın oldu. Lige Hannover'i yenerek başladıktan sonra üst üste 6 maç kaybettiler. Özellikle son iki maçta alınan 4-0 ve 5-1'lik mağlubiyetler kaçınılmaz sonu getirdi ve bugün itibariyle, geçen sezonki başarının mimarı olan İsviçreli teknik adam Lucien Favre'nin işine son verildi. Geçen sezonki sıralamalarının yanına bile yaklaşamayacakları aşikar olsa da Hertha'nın bulunduğu konumdan kurtulma ihtimalinin yukardaki takımların hepsinden fazla olduğunu düşünüyorum.


Kıyım sezonu, Yüksek Yeşilova'yla açılmıştı. Ligin 6. haftasını geçerken de bir teknik adam daha görevinden ayrıldı. Adanaspor teknik direktörü, Ekrem Al görevinden istifa etti. Ettirildi de diyebiliriz aslında. Dün bahsettiğim Boluspor maçından sonra başkan Bayram Akgül'den şöyle bir açıklama geldi:

''Yönetim olarak biz değil, teknik heyet ve futbolcular ders çıkarmalı. Çünkü futbolcuları maçlara biz hazırlamıyoruz. Teknik heyetten maçla ilgili rapor alacağız. Şampiyonluğa giden bir takım böylesine ölümcül hatalar yapmamalı. Gerekli tedbirleri alacağız, gerekirse ceza da vereceğiz.''

Böyle bir açıklamanın ardından istifa kararı almak, gayet beklenen bir hareket zaten. Siz beni kovamazsınız. Ben istifa ediyorum durumu olmuş. Karara camiadan gelen ilk tepkiler olumlu ama temkinli. Ekrem Al hali hazırda uzun süredir eleştiriliyordu, ancak yerine gelecek isim konusunda soru işaretleri var. Mevcut Adanaspor kadrosunda Ekrem Al'ın bizzat getirdiği çok sayıda Karadenizli futbolcu var. Bu oyuncularla uyumlu çalışmak adına yine Karadenizli bir teknik adamın getirilmesi gerektiğini düşünenler hayli fazla. Şu an için Güvenç Kurtar'ın ve Uğur Tütüneker'in adları geçiyor. Kim gelirse gelsin kısa vadede bir kıpırdanma yaşanacaktır ama yeni hocanın da ilk günden sırtına şampiyonluk hedefi yükü bindirilirse hata olur. Başkan, şampiyonluğa giden bir takımımız var demiş de biraz desteksiz konuşmuş gibi geldi bana. İç sorunlarını çözebilirlerse lig sonunda makul bir pozisyonda olabilirler ama ilk ikinin hayal olduğu çok açık bence.


Bucaspor, ilk 3 haftayı 9 puanla geçip liderlik koltuğuna oturduğunda, taraftarı acaba diye düşünmeye başlamıştı. Hatta ayan beyan, işte gücümüzü gösterdik, şampiyon olacağız diyenler oldu. Ne var ki takke düştü kel göründü. Fikstür avantajıyla kazanılan 9 puanın ardından oynanan üç maçın bilançosu 2 mağlubiyet ve 1 beraberlik. Bence o ilk üç maç Buca'nın avantajına değil dezavantajına oldu. Eğer o maçları sezon içine dağılmış bir şekilde oynasalar daha faydalı olurdu. Lige desteksiz bir rehavetle başlamış oldular ve bu sebeple üstüne gelen kötü sonuçların etkisi daha yıkıcı oldu.

Şanslarına önümüzdeki hafta sıkıntılı Adanaspor'la oynayacaklar. Bu maçtan 3 puan çıkarmaları olası ancak böyle bir sonuçta tekrardan yanılsama yaşamamaları önemli. Çünkü şöyle bir gerçek var ki, daha önce hiç Süper Lig'de oynamamış, maddi ve idari sıkıntılar yaşayan ve lige yeni yükselen bir takımın ilk senesinde Bank Asya'dan yükselmesi mümkün değil. Daha önceden bunu başaran Gençlerbirliği Oftaş ve Kasımpaşa var. Oftaş hem kadro olarak hem de maddi olarak ligin üstünde bir takımdı ve 3-4 yıllık bir planlamanın ürünüydü. Kasımpaşa'nın macerasından ise bahsetmeye pek gerek yok. Buralara nasıl geldikleri herkesin malumu. Bucaspor'a baktığımızda ise bu takım bu ligden çıkar çünkü, dediğimde cümlenin sonu bir türlü gelmiyor. Daha önce özellikle defansın çok zayıf, forvet rotasyonunun da dar olduğundan bahsetmiştim. 6. haftanın sonunda küme düşme hattındaki takımlar kadar gol yemiş olmaları ve Metmet Batdal'ın sakatlığıyla buhrana girmeleri bu zayıflıkları erkenden gün yüzüne çıkardı. Bu saatten sonra Bucaspor için yapılacak en doğru şey mantıklı bir misyon belirleyip, hedef maçları iyi seçmek. Sezon başında hedef koymayıp, şu maçı da alırsak şampiyonluk adayı oluruz demekle, şampiyonluk adayı olunmuyor.

Bucaspor'un taraftarına da bir not düşmek lazım. Yepyeni modern bir semt stadı yapılmış, takım 3 maçta 9 puan alıp liderliğe oturmuş, ancak stad yine de dolmuyor. 7000 kişilik bir stad nasıl dolmaz anlamak mümkün değil. Beleştepeden şampiyonluk naraları atmak kolay ama emeksiz yemek de görülmüş şey değil maalesef.

Artık onu izledikçe kahroluyorum. Görkemli Barcelona günlerinde, onu izleyebildiğimiz için çok şanslı bir nesil olduğumuzu iddia ederdim. O günlerin hatrına bu düşüncem değişmiyor, ancak artık belli oldu ki Ronaldinho'yu bir daha o zaman yaptıklarını yaparken görmemiz çok zor. Kafasıyla ayakları arasındaki bağlantı yok olmuş. Zaten isteksiz bir hali var. İstediklerini de yapamayınca çok can sıkıcı bir durum ortaya çıkıyor. Bu durumda, aynı onun gibi havasını ve hedefini kaybetmiş bir takımda oynamasının da şüphesiz etkisi var ama bu saatten sonra da bir daha hedefi yüksek bir takıma transfer olması maalesef zor görünüyor. Böylesine bir yeteneğin sonu böyle olmamalıydı. Yazık!

27 Eylül 2009


Adana insanının tipik fevri yapısı takıma da yansımış. Bugün deplasmanda oynadıkları Boluspor maçında tam 4 kırmızı kart gördüler. Oyundan atılan isimler Onur Demirtaş(20), Koray Şanlı(85), İlyas Kahraman(86) ve Ersan Adem Gülüm(89). Kartların hepsi gereksiz sertlik ve itirazdan kaynaklanmış. Adanasporlular'ın hakem hakkında hiçbir şikayeti yok, ancak başta kaptan İlyas Kahraman olmak üzere yok yere kart gören futbolculara büyük tepki var. Hatta kartların garip bir şekilde bilerek ve istenerek görüldüğünü düşünüyorlar. Öyle olmasa bile, futbolcuların böylesine sorumsuzca davranarak, zaten sakatlıklarla boğuşan Adanaspor'a bir darbe daha vurmaya hakları yok. Caydırıcı bir ceza verilmesi lazım. Öte yandan geçen sezonun sonunda taraftarlar sahaya girdi diye başkanlığı bırakmaya yeltenen Bayram Akgül'ün, protokol tribününden inerek, teknik direktör Ekrem Al'ın peşinden sahaya girmesi de ilginç olmuş. Bu ikiliye de federasyon tarafından mutlaka ceza gelecektir. Beşiktaş'ın beş kırmızı kartlık Samsunspor maçından sonra yaşadığı psikolojik çöküntüyü hatırlarsak, Adanaspor'un da önümüzdeki haftalarda benzer bir durumla karşılaşmasının gayet mümkün olduğunu düşünebiliriz. Hali hazırda bağların çözülmeye çok elverişli göründüğü bir camianın böyle bir maçın altından kalkması çok kolay olmayabilir.

21 Eylül 2009


3. haftanın ardından yaptığım ilk 6 takım incelemesinde, Karşıyaka'yı ilk iki yarışı için iddialı takımlar arasında göstermiştim. O gün 4. sırada olan yeşil kırmızılılar, aradan geçen iki hafta sonunda 11. sıraya geriledi. 4-1'lik Altay maçı tam bir fiyaskoydu, ancak bence hiç hesapta olmaması açısından 2-0'lık Gaziantep mağlubiyeti daha büyük bir şok oldu. İlk dakikada yenilen golden sonra takımın, böylesine zayıf bir rakibe karşı bile maçı çevirecek etkinliği gösterememesi, Karşıyaka için önemli soru işaretleri yarattı. Ligin en iyi hücum hatlarından birine sahip bir takımın 5 maçta sadece 4 gol atabilmesi, hemen hemen her maça farklı bir dizilişle çıkılması, 22 transfer yapılmasına rağmen kadroda tek bir sol bek bulunması ve bu oyuncunun da Altay maçı öncesi kadro dışı bırakılması, her puan kaybının hakemlere bağlanması ve sorumluluk alarak camiayı tatmin edecek bir açıklama yapacak kimsenin ortaya çıkmaması, önemli ve tahmin edilenden daha büyük sıkıntılar olduğunu düşündürüyor. Çok ilginç dedikodular kulaktan kulağa yayılıyor. Doğruluğundan emin olamadığım ve inanmak istemediğim için şimdilik bunları yazmıyorum, ancak ateş olmayan yerden duman çıkmayacağının unutulmaması lazım. Taraftar da ufak ufak kazanın ateşini arttırmaya başladı. Geçen sezon yukardaki pankartta umutla resmedilen Reha Kapsal'a duyulan güven hızla azalıyor. Şu an eleştirilerin odağında o var ve takımını acilen çıkışa geçirmezse de kellesi istenecek ilk isim gibi görünüyor.

16 Eylül 2009


Dört maç sonunda galibiyetle tanışamayan ve sadece iki puanla 16. sırada bulunan Orduspor'da kötü gidişin faturası idarecilere kesildi. Sportif Direktör Hüseyin Kutay ve İdari Menajer Turgay Poyraz görevlerinden alındı. Ayrıca futbolculara da 5000'er TL ceza kesildi. Bu sefer kafası ilk kopanın bir teknik direktör olmaması sevindirici, ancak Orduspor taraftarına göre vaziyetin asıl suçluları hala koltuklarında oturuyor. Özellikle Turgay Poyraz'ın transferlerde önemli hatalar yaptığını düşünenler olsa da çoğunluğun fikri, bu iki ismin günah keçisi olduğu yönünde. Yöneticilerin takımın başarısından çok kendi ticari çıkarlarıyla ilgilendikleri, açık açık konuşulmaya başlanmış. Sabırlar taşma noktasına gelmiş gibi görünüyor. Bu haftaki Dardanelspor maçından da olumsuz bir sonuç çıkarsa, maçtan sonraki günlerde Ordu'da ortalık iyice karışabilir.


Giresunspor, Yüksel Yeşilova'dan boşalan teknik direktörlük görevine Levent Eriş'i getirdi. Taraflar geçtiğimiz hafta da görüşmüş, ancak anlaşma sağlanamamıştı. Aradan geçen bir kaç günde Levent Eriş'in kararını neyin değiştirdiğini az çok tahmin edebiliyorum. Açıkçası Eriş'in son dönemdeki kendisine sabıka yaratan hareketleri yüzünden, dümene geçirilirken iki defa düşünülmesi gerekiyor. Karşıyaka ve Adana Demirspor maceralarına ve bu kulüplerden ayrılış biçimine baktığımızda, kendi takımını kurmaktan ziyade, kurulu ve potansiyel gördüğü bir düzene konup olası başarısızlıkta sorumluluğunu azaltan ve daha iyi bir fırsat yakaladığında da affetmeyen bir yapısı olduğunu görüyoruz. Gemiyi ilk terk eden olmaya meyilli maalesef. Zor günler geçiren Giresunspor'a kısa vadede mutlaka bir canlılık getirecektir, ancak yönetimin Eriş'le ilgili uzun vadeleri planlara çok fazla bel bağlamamasını öneririm. Zira bu sezon Süper Lig'e çıkamazlarsa -ki çok olası gözükmüyor- Levent Eriş'in seneye de Giresun'da kalacağını hiç zannetmem.

Ek: Bugün sözleşmenin sezon sonuna kadar olduğu açıklandı. Süper Lig'e çıkılırsa dört yıllık imzalanacakmış. Ben demiştim demek için bundan daha uygun bir ortam olamaz sanırım.

13 Eylül 2009

Yıllarca kendilerini yırttılar, durdular. Baba Hakkılar'dan, Sebalar'dan söz ettiler. Beşiktaşlı duruşu diye diye başımızın etini yediler. Gün oldu devran döndü ve en sonunda ölüye küfrettiler. Beşiktaş tribünleri bugün, hiçbir zaman üzerlerinden lekesi silinmeyecek bir ayıba imza attı. Galatasaray'ın kurucusu Ali Sami Yen'e hep bir ağızdan küfür ettiler. Bence ne izahı, ne de özrü olabilecek bir vaka. Bugüne kadar tribünlerde bu kadar bel altı bir hareket gördüğümü hatırlamıyorum. Yazıklar olsun. Demek ki Beşiktaşlı duruşu 3-0'a kadarmış.

Not 1: Dün yazıyı yazarken Manisaspor tribünlerinin Özgür Soylu'ya ettiği küfürleri unutmuşum. Acının tazeliği açısından, o olay bundan da vahimdi. Atlamadan geçmemek lazım.

Not 2: Ben Galatasaray'lı değilim.

Gol olacak maç santrasından belli olurmuş. İlk düdükle beraber Galatasaray beklendiği gibi yoğun presle başladı. 4. dakikada gelen gole kadar da Beşiktaş'a adeta top göstermediler. Golden sonra oyun biraz dengelenmiş gibi görünse de, Galatasaray'ın oyun hakimiyetini elden bırakmadığını söyleyebilirim. Defansın arkasına atılan toplarla etkili olmaya çalışan Beşiktaş hücumcuları sürekli ofsayta takılırken, Galatasaray Sabri ve Keita'yla sağ kanattan etkili bindirmeler yaptı. Genel olarak baktığımızda oldukça vasat, topun iki kaleden de uzak kaldığı, orta saha mücadelesinden ibaret bir ilk yarı izledik.

İkinci yarıya daha etkin başlayan taraf iki oyuncu değişikliği yapan Beşiktaş oldu. Tabata'nın yerine Fink girince orta alanda dinamizm kazandılar. Zira 65'e kadar da, Serdar Özkan'la ciddi pozisyonlara girdiler. Ancak bu dakikada Rüştü, maçtaki ikinci ikramını yapınca Beşiktaş bir anda oyundan düştü. Beşiktaşlı futbolcular, oynuyoruz oynuyoruz, bu adam yüzünden gol yiyoruz havasında sahada öylesine dolaşmaya başladılar ki bence haklılar. Maçın temposunun yerlerde süründüğü kalan 25 dakikada Galatasaray bir gol daha bulunca, pek de bir şey oynamadan 3-0'lık flaş bir skora erişmiş oldu.

Ağır mağlubiyetin bir numaralı sorumlusunun Mustafa Denizli olduğuna kimsenin itirazı yoktur sanırım. Formsuz Nihat'ı tek forvet çıkartmak, Sabri ve Keita ikilisinin karşısına Yusuf ve İsmail'i koymak, Ekrem Dağ ve Tabata'yla Galatasaray orta sahasına karşı ayakta kalmaya çalışmak intihardan farksız hareketler. Özellikle sol kanattaki tercihiyle Sabri'nin uzun süre sonra tribünler tarafından bu kadar yoğun şekilde alkışlanmasını sağladı. Rijkaard cephesinde ise her şey bildiğimiz gibi. İşleyen makinayı çok fazla kurcalamadan yoluna devam ediyor. Böyle olunca da derbinin ikinci yarısında oyuncu deneyecek skor rahatlığına ulaşıyor. Bazı dersler çıkartılması gereken bir durum.

Sonuç alarak daha 5. haftadan Beşiktaş 6 puanla, Galatasaray'ın 9 puan gerisine düştü. Bu saatten sonra bu fark kapanır mı? Bence mümkün değil. Eğer hafta içi ManU karşısında da 5'li 6'lı bir skor olursa Mustafa Denizli'ye kibar bir dille kapı gösterilir. Böylece Beşiktaş her sezon tazminat ödeme geleneğini de sürdürmüş olur.

 
Meşale Kokusu