-->

21 Eylül 2009


3. haftanın ardından yaptığım ilk 6 takım incelemesinde, Karşıyaka'yı ilk iki yarışı için iddialı takımlar arasında göstermiştim. O gün 4. sırada olan yeşil kırmızılılar, aradan geçen iki hafta sonunda 11. sıraya geriledi. 4-1'lik Altay maçı tam bir fiyaskoydu, ancak bence hiç hesapta olmaması açısından 2-0'lık Gaziantep mağlubiyeti daha büyük bir şok oldu. İlk dakikada yenilen golden sonra takımın, böylesine zayıf bir rakibe karşı bile maçı çevirecek etkinliği gösterememesi, Karşıyaka için önemli soru işaretleri yarattı. Ligin en iyi hücum hatlarından birine sahip bir takımın 5 maçta sadece 4 gol atabilmesi, hemen hemen her maça farklı bir dizilişle çıkılması, 22 transfer yapılmasına rağmen kadroda tek bir sol bek bulunması ve bu oyuncunun da Altay maçı öncesi kadro dışı bırakılması, her puan kaybının hakemlere bağlanması ve sorumluluk alarak camiayı tatmin edecek bir açıklama yapacak kimsenin ortaya çıkmaması, önemli ve tahmin edilenden daha büyük sıkıntılar olduğunu düşündürüyor. Çok ilginç dedikodular kulaktan kulağa yayılıyor. Doğruluğundan emin olamadığım ve inanmak istemediğim için şimdilik bunları yazmıyorum, ancak ateş olmayan yerden duman çıkmayacağının unutulmaması lazım. Taraftar da ufak ufak kazanın ateşini arttırmaya başladı. Geçen sezon yukardaki pankartta umutla resmedilen Reha Kapsal'a duyulan güven hızla azalıyor. Şu an eleştirilerin odağında o var ve takımını acilen çıkışa geçirmezse de kellesi istenecek ilk isim gibi görünüyor.

16 Eylül 2009


Dört maç sonunda galibiyetle tanışamayan ve sadece iki puanla 16. sırada bulunan Orduspor'da kötü gidişin faturası idarecilere kesildi. Sportif Direktör Hüseyin Kutay ve İdari Menajer Turgay Poyraz görevlerinden alındı. Ayrıca futbolculara da 5000'er TL ceza kesildi. Bu sefer kafası ilk kopanın bir teknik direktör olmaması sevindirici, ancak Orduspor taraftarına göre vaziyetin asıl suçluları hala koltuklarında oturuyor. Özellikle Turgay Poyraz'ın transferlerde önemli hatalar yaptığını düşünenler olsa da çoğunluğun fikri, bu iki ismin günah keçisi olduğu yönünde. Yöneticilerin takımın başarısından çok kendi ticari çıkarlarıyla ilgilendikleri, açık açık konuşulmaya başlanmış. Sabırlar taşma noktasına gelmiş gibi görünüyor. Bu haftaki Dardanelspor maçından da olumsuz bir sonuç çıkarsa, maçtan sonraki günlerde Ordu'da ortalık iyice karışabilir.


Giresunspor, Yüksel Yeşilova'dan boşalan teknik direktörlük görevine Levent Eriş'i getirdi. Taraflar geçtiğimiz hafta da görüşmüş, ancak anlaşma sağlanamamıştı. Aradan geçen bir kaç günde Levent Eriş'in kararını neyin değiştirdiğini az çok tahmin edebiliyorum. Açıkçası Eriş'in son dönemdeki kendisine sabıka yaratan hareketleri yüzünden, dümene geçirilirken iki defa düşünülmesi gerekiyor. Karşıyaka ve Adana Demirspor maceralarına ve bu kulüplerden ayrılış biçimine baktığımızda, kendi takımını kurmaktan ziyade, kurulu ve potansiyel gördüğü bir düzene konup olası başarısızlıkta sorumluluğunu azaltan ve daha iyi bir fırsat yakaladığında da affetmeyen bir yapısı olduğunu görüyoruz. Gemiyi ilk terk eden olmaya meyilli maalesef. Zor günler geçiren Giresunspor'a kısa vadede mutlaka bir canlılık getirecektir, ancak yönetimin Eriş'le ilgili uzun vadeleri planlara çok fazla bel bağlamamasını öneririm. Zira bu sezon Süper Lig'e çıkamazlarsa -ki çok olası gözükmüyor- Levent Eriş'in seneye de Giresun'da kalacağını hiç zannetmem.

Ek: Bugün sözleşmenin sezon sonuna kadar olduğu açıklandı. Süper Lig'e çıkılırsa dört yıllık imzalanacakmış. Ben demiştim demek için bundan daha uygun bir ortam olamaz sanırım.

13 Eylül 2009

Yıllarca kendilerini yırttılar, durdular. Baba Hakkılar'dan, Sebalar'dan söz ettiler. Beşiktaşlı duruşu diye diye başımızın etini yediler. Gün oldu devran döndü ve en sonunda ölüye küfrettiler. Beşiktaş tribünleri bugün, hiçbir zaman üzerlerinden lekesi silinmeyecek bir ayıba imza attı. Galatasaray'ın kurucusu Ali Sami Yen'e hep bir ağızdan küfür ettiler. Bence ne izahı, ne de özrü olabilecek bir vaka. Bugüne kadar tribünlerde bu kadar bel altı bir hareket gördüğümü hatırlamıyorum. Yazıklar olsun. Demek ki Beşiktaşlı duruşu 3-0'a kadarmış.

Not 1: Dün yazıyı yazarken Manisaspor tribünlerinin Özgür Soylu'ya ettiği küfürleri unutmuşum. Acının tazeliği açısından, o olay bundan da vahimdi. Atlamadan geçmemek lazım.

Not 2: Ben Galatasaray'lı değilim.

Gol olacak maç santrasından belli olurmuş. İlk düdükle beraber Galatasaray beklendiği gibi yoğun presle başladı. 4. dakikada gelen gole kadar da Beşiktaş'a adeta top göstermediler. Golden sonra oyun biraz dengelenmiş gibi görünse de, Galatasaray'ın oyun hakimiyetini elden bırakmadığını söyleyebilirim. Defansın arkasına atılan toplarla etkili olmaya çalışan Beşiktaş hücumcuları sürekli ofsayta takılırken, Galatasaray Sabri ve Keita'yla sağ kanattan etkili bindirmeler yaptı. Genel olarak baktığımızda oldukça vasat, topun iki kaleden de uzak kaldığı, orta saha mücadelesinden ibaret bir ilk yarı izledik.

İkinci yarıya daha etkin başlayan taraf iki oyuncu değişikliği yapan Beşiktaş oldu. Tabata'nın yerine Fink girince orta alanda dinamizm kazandılar. Zira 65'e kadar da, Serdar Özkan'la ciddi pozisyonlara girdiler. Ancak bu dakikada Rüştü, maçtaki ikinci ikramını yapınca Beşiktaş bir anda oyundan düştü. Beşiktaşlı futbolcular, oynuyoruz oynuyoruz, bu adam yüzünden gol yiyoruz havasında sahada öylesine dolaşmaya başladılar ki bence haklılar. Maçın temposunun yerlerde süründüğü kalan 25 dakikada Galatasaray bir gol daha bulunca, pek de bir şey oynamadan 3-0'lık flaş bir skora erişmiş oldu.

Ağır mağlubiyetin bir numaralı sorumlusunun Mustafa Denizli olduğuna kimsenin itirazı yoktur sanırım. Formsuz Nihat'ı tek forvet çıkartmak, Sabri ve Keita ikilisinin karşısına Yusuf ve İsmail'i koymak, Ekrem Dağ ve Tabata'yla Galatasaray orta sahasına karşı ayakta kalmaya çalışmak intihardan farksız hareketler. Özellikle sol kanattaki tercihiyle Sabri'nin uzun süre sonra tribünler tarafından bu kadar yoğun şekilde alkışlanmasını sağladı. Rijkaard cephesinde ise her şey bildiğimiz gibi. İşleyen makinayı çok fazla kurcalamadan yoluna devam ediyor. Böyle olunca da derbinin ikinci yarısında oyuncu deneyecek skor rahatlığına ulaşıyor. Bazı dersler çıkartılması gereken bir durum.

Sonuç alarak daha 5. haftadan Beşiktaş 6 puanla, Galatasaray'ın 9 puan gerisine düştü. Bu saatten sonra bu fark kapanır mı? Bence mümkün değil. Eğer hafta içi ManU karşısında da 5'li 6'lı bir skor olursa Mustafa Denizli'ye kibar bir dille kapı gösterilir. Böylece Beşiktaş her sezon tazminat ödeme geleneğini de sürdürmüş olur.

11 Eylül 2009


4-GİRESUNSPOR Kulübünün, 06.09.2009 tarihinde oynanan GİRESUNSPOR - KARŞIYAKA Bank Asya 1.Lig futbol müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu saha olayları nedeniyle takdiren 1 RESMİ MÜSABAKAYI KENDİ SAHASINDA SEYİRCİSİZ OYNAMA CEZASI ile cezalandırılmasına,

5-KARŞIYAKA SPOR Kulübünün, 06.09.2009 tarihinde oynanan GİRESUNSPOR - KARŞIYAKA Bank Asya 1.Lig futbol müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu saha olayları nedeniyle takdiren 5.000.-TL PARA CEZASI ile cezalandırılmasına,

Geçtiğimiz hafta oynanan Giresunspor - Karşıyaka maçında yaşananlara istinaden PFDK'nın aldığı kararlar bu şekilde. Olayları kısaca hatırlayalım. Karşıyaka'nın 93. dakikada kazandığı penaltının ardından, Giresunspor taraftarlarından onlarca kişi sahaya girmiş, hakeme ve futbolculara saldırmaya çalışmış ve yaklaşık 15 dakika oyunun durmasına sebep olmuştu. Yani olayın ne Emre'ye sarılan Rambo olayıyla, ne de kaleye girip, gol olmayan çalışan Diyarbakırsporlu'yla alakası yok. Münferit bir olay hiç değil. Aksine, maçın normal seyrini engellemeyi amaçlayan, hakemin ve futbolcuların sağlığını tehlikeye sokan toplu bir eylem. Bütün bu yaşananlara karşın verilen ceza hafif, hatta komik olmuş bana göre. Öte yandan, bu olayda gerçekten hiçbir etkisi veya eylemi olmayan Karşıyaka tarafına ise nasıl olsa yapmışlardır bir şeyler mantığıyla 5000 TL ceza kesilmiş. Görünen o ki PFDK üyeleri, kararlarını yine gerçeklere göre değil de hislerine göre vermişler ve Süper Lig'de senelerdir takımı olmayan İzmir'i yine kollamışlar.

10 Eylül 2009


Karşıyaka ve Altay taraftarları, ortak tepkiyle durumu çok güzel özetlemişler. Bir şey ekleme gereği duymuyorum. Tepki göstermek isteyenler için iletişim yolları:

D-Smart Genel Müdürü Meriç Bebitoğlu: bebitome@yahoo.com
D-Smart Şikayet Hattı: http://www.dsmart.com.tr/userinfo.aspx
D-Smart Çağrı Merkezi: 0 212 478 03 03

Bravo Fatih Terim. Yine hırslarının kurbanı oldun. Yine kimseyi dinlemedin; ders almadın, ders verdin. Bir takımın potansiyelinin nasıl harcanabileceğinin dersini verdin. Saha kenarındaki şovlarından da bizi mahrum bırakmadın ya, takımını sahada yalnız bıraksan ne olur ki? Bravo.

Bravo spor basını. Bosna'yı büyüttünüz de büyüttünüz. Ne Dzeko'su kaldı ne Misimovic'i. Hepsini birer Kaka, Ibrahimovic yaptınız. Fenerbahçe'nin, Galatasaray'ın 5 atacağı takımı gözümüzde büyüttünüz de büyüttünüz. Kendi kendimizi baskı altına alma görevini yine başarıyla gerçekleştirdiniz. Bravo.

Son bir bravo da futbolculara tabii ki. Hepinize tek tek bravo bu akşam oynadığınız kişiliksiz ve korkak oyun için. Madem bu kadar isteksizdiniz, hiçbir çaba sarfetmeyecektiniz. Neden bunca insana umut verdiniz? Şu zor günlerde, insanlarımızın birazcık da olsa yüzlerini güldürecektiniz. Yapmadınız. Yapamadınız değil yapmadınız. En büyük bravo da size.

9 Eylül 2009


Kıyım sezonu açılmıştır. Hayırlı uğurlu olsun. Sezona yalandan şampiyonluk hedefiyle başlayan takımlardan Giresunspor 3 maçta 1 puan alabilince, teknik direktör Yüksel Yeşilova kapının önüne konuldu. Böylelikle ilk kafa koptu. Geri kalan 17'sinden kaçı sezon sonuna kadar dayanabilecek göreceğiz. Ne olursa olsun, bir teknik direktörün görevine 3. haftadan son vermek bence çok yanlış bir karar. Hazır Spalletti boşta. Onu getireceğiz deseler tamam diyeceğim de gidip Levent Eriş'le görüşmüşler. O da olmaz demiş. Bakalım kimi getirecekler?


1) Bucaspor
Ligin yeni ekibi, kendilerinin bile sezon öncesinde hayal edemeyeceği bir noktada. 3 maçta atılan 9 gol ve alınan 9 puan. Şimdiye kadar nispeten kolay rakiplerle oynadıklarını ve böyle devam etmelerinin hayal olduğunu düşünsem de, kolay lokma olmadıklarını kanıtladılar. Mehmet Batdal sayesinde gol yollarında kolay kolay sıkıntı çekmeyeceklerdir, ancak orta saha ve defansın kapasitesi hedeflerle paralel değil gibi. Prim ödemeleri başta olmak üzere bazı maddi sıkıntılar da yaşıyorlar. Maddi yardım çağrıları sürekli olarak cevapsız kalıyor. Bir şekilde kaynak bulmaları lazım. Malum benzini olmayan arabayı yürütemezsiniz.

2) Çaykur Rizespor
Ligin sayılı ciddi şampiyonluk adaylarından olan Rizespor, yeni stadıyla başladığı sezonda beklendiği gibi hemen üst sıralardaki yerini aldı. Riberio, Özgürcan, Çağrı Yarkın ve Kenan Özer gibi isimlerle göz kamaştıran forvet hatları, Hacettepe karşısındaki ilk maçta bekleneni veremese de, Boluspor ve Adanaspor maçlarıyla kendilerini buldular. Orta saha ve defanslarında da kaliteleriyle bu ligi rahatlıkla kaldırabilecek isimler bulunuyor. Şimdilik tek zayıf halkaları kaleci Yavuz gibi görünüyor. Son iki maçta olduğu gibi yediklerinden fazlasını atmalarını gerektirecek çok maç oynayabilirler. Bunu başardıkça moralleri katlanacaktır, ancak ters bir kaç sonuç üst üste geldiğinde de paniğe kapılmamaları şart. Bunu sağlarlarsa ilk ikiye rahat girerler.

3) Konyaspor
Konyaspor 3 zayıf ekiple karşılaştığı ilk 3 haftayı, baskılı fakat kısır geçirdi. Son Çanakkale maçında 50 dakikayı 10 kişi oynamalarına rağmen oyuna hakim olan taraf olmaları umut verici, ancak gol yollarında sezon boyunca sıkıntı yaşayacakları hissediliyor. Ayrıca psikolojik faktörlerin de onların karşısında olduğunu düşünüyorum. Süper Lig'de tam altı sezonu hiçbir hedefleri olmadan geçirmişlerdi. Şimdi birden bire şampiyonluk hedefi koymak camiayı şüphesiz baskı altına alacaktır. Malum alışkanlıklar kolay terk edilmiyor. Fikstür avantajıyla 7 puanı ceplerine koydular, ancak ilerleyen haftalarda aynı performansı göstereceklerinden şüpheliyim.

4) Karşıyaka
Sezon öncesinde baktığımızda bütün şartlar Karşıyaka'nın aleyhineydi. Finalde kaybetmenin moral bozukluğu, tamamen yenilenen kadro ve 5 maçlık seyircisiz oynama cezası bir araya gelince ortaya oldukça karamsar bir tablo çıkıyordu. Öte yandan uzun süre sonra yakalanan teknik direktör istikrarı ve alternatifli kadro ise ışık veren unsurlardı. Adanaspor'la oynanan ilk maçta negatif etkenler ağır basarken, Samsunspor ve Giresunspor maçlarında daha derli toplu bir görünüm vardı. Geçen sezon tek sorun yaşadıkları pozisyon olan forvette Okan Öztürk ve Emrah Bozkurt oldukça umut veriyor. Genç kaleci Necati'nin de gösterdiği performansla, beklenmedik şekilde formayı kapması sezonun sürpriz kazançlarından. Teknik kapasitesi yüksek oyunculardan kurulu olan orta sahanın kurgusu, uyum sürecinin aşılmasıyla oturduğunda, bu kadronun ilk iki adayı olmaması için bir sebep göremiyorum.

5) Adanaspor
Kaplanlar sezona Karşıyaka ve Mersin İdmanyurdu karşısında, çok da iyi oynamadan elde ettikleri galibiyetlerle başladılar. Bir süredir yaşadıkları maddi ve idari sıkıntılar bu sayede biraz göz ardı edildi, ancak bu hafta Rizespor karşısında evlerinde oynadıkları maçta tam 3 kez öne geçmelerine rağmen, sahadan mağlup ayrılınca gerginlikler yeniden su yüzüne çıkmaya başladı. İki kaptan İlyas ve Tolga başta olmak üzere, uzun süredir sakatlıklar sebebiyle takımını yalnız bırakan Emrah Bedir'e büyük tepki var. Taraftarlarla başkan arasında yaşanan gerginlik de cabası. Açıkçası bütün bunların yanlış hedef koymaktan kaynaklandığını düşünüyorum. Geçen sezon play-off'u kaçıran bir ekip, çok da önemli transferler yapmadan hedefini bu sefer play-off'a girmek değil de direkt şampiyonluk olarak belirleyip, kendi sahasında gerçekten şampiyonluk adayı olan bir takıma yenilince ortalık bir anda böyle karışıyor işte. Adanaspor'un elinde fena bir kadro yok. Eğer sabırlı olup, her hafta galip gelmenin imkansız olduğunun farkına varırlarsa, ilk altı içinde kendilerine yer bulurlar.

6) Altay
Her zaman ligde üst sıralarda görmeye alıştığımız Altay, bu sezon da ilk 3 hafta sonunda 6. sırada, ancak bu sene bariz bir şekilde tat vermiyorlar. Merter'den sonra orta saha bir türlü kendini toparlayamadı. Oyuna hakim olma ve pozisyon bulma konusunda büyük sıkıntı çekiyorlar. İlk hafta, İzmir'e 14 kişiyle gelen, yedek kalecisini orta saha olarak oyuna sokmak zorunda kalarak bizlere kaleci oyuncu kavramını hatırlatan Kartalspor'a karşı bir gol dahi bulamamaları tehlikenin habercisiydi aslında. 2. hafta Orduspor'u deplasmanda Tiago'nun kişisel becerileriyle mağlup edince biraz nefes aldılar ama bu hafta iç sahada Karabükspor karşısında vasat bir futbolun sonucunda alınan beraberlik, bir şeylerin yanlış yapıldığının göstergesi. Altay'ın bu sezon da yine bir şekilde ilk altı mücadelesinin içinde olacağına eminim ama ilk iki için ne kadrolarının ne de oynadıkları oyunun yeterli olmadığını düşünüyorum.

30 Ağustos 2009

Bugün hemen hemen maç boyunca oyun hakimiyeti Arsenal'deydi. Nitekim Arshavin'in verilmeyen penaltıdan hemen sonra, al o zaman dercesine attığı mükemmel golle de deplasmanda öne geçip rahatladılar. Ne var ki karşılarında acayip acayip sarı kartlar çıkartan ve koyu Manchester'lı Mile Riley'nin bile vermeyeceği bir penaltı uyduran, hakem Mike Dean vardı. Penaltıyla eşitliği sağlayan Manchester, Diaby'nin Edu'yu kıskandıracak saçmalıktaki kendi kalesine golüyle öne geçti ve bir güzel üzerine yattı. 90+'daki verilmeyen gol de bütün bu olanların üzerine limon sıkınca Arsene Wenger'in şalterler attı tabii. Ben çatıya da çıkar dedim ama tadında bıraktı. Bana sorarsınız bu hallere düşmeyi sonuna kadar hak ediyor, ama bu şekilde değil tabii.

Berlusconi bu gece büyük bir mucizeyi gerçekleştirdi. Milan, San Siro'da Inter'den "4" yedi. Çapkın başkanın, transferi kapattık açıklamasını yaparken takımına oldukça güvenen bir hali vardı ama şu an ne hallerdedir merak ediyorum. Koca kulübü ne hallere soktu. İnanılır gibi değil. Her ne kadar gönlüm zaten Inter'den yana olsa da bu kadar kolay olması işin esprisini kaçırdı. Milan 2. hafta itibariyle lige havlu atmıştır. Inter'in şampiyonluğu hayırlı olsun.

29 Ağustos 2009


Geçtiğimiz günlerde aşırı yoğun olduğum için, geçen haftanın maçlarını yorumlamaya fırsat bulamadım. Daha önce, bu sezonun geçmiştekilere göre daha sönük geçeceğini yazmıştım. Gerçekten de lig tam beklediğim gibi başladı. 3 takımın transfer yasağı var. Genel olarak baktığımızda da kadrolar zayıf. Geçen seneki Manisaspor gibi bir takım şu an göze çarpmıyor. Henüz oynadığı futbolla ligi alır götürür diyebileceğim bir takım görmedim. İlk haftanın maçları çoğunlukla beklendiği gibi bitse de, Kartalspor ve Samsunspor'un aldıkları beraberlikler sürpriz oldu. Özellikle Kartalspor'un deplasmanda 2 puan çaldığı Altay'ın bu sene bu tarz puan kayıplarını sıkça yaşayacağını düşünüyorum. Şampiyonluk adayları henüz kendilerini belli etmeseler de küme düşme adayları yavaş yavaş açığa çıkıyor. Kocaelispor, Samsunspor, Kartalspor ve Erciyesspor, şu an için göze çarpan adaylar. Gelelim 2. haftanın dikkat çeken maçlarına:

Kocaelispor - Hacettepe
Kocaelispor'un yeni başkanı belli oldu. Osman Nuri Yaman, sadece 93 delegenin katıldığı tek adaylı kongreyle göreve geldi. Lisans çıkartabilmek için yatırılması gereken parayı pazartesi günü yatıracaklarmış. O yüzden bu maçta da sahaya gençlerle çıkacaklar. Öte yandan maçın biletleri ücretsiz. Şehrin ilgisini takıma yeniden çekmek için yerinde bir uygulama. Benim bu maçla ilgili esas merak ettiğim taraf Hacettepe. Çoğunluğun fikri Hacettepe'nin bu ligi kaldırabilecek bir kadrosu olduğu. Bense bu görüşe katılmamakla beraber temkinliyim. Eğer Kocaelispor'u geçen hafta Bucaspor'un yaptığı gibi rahat geçerlerse umut var demektir, ancak zorlanırlarsa kafamdaki soru işaretleri çoğalır.

Dardanelspor - Bucaspor
Ligin iki yeni takımı ilk hafta sonunda 1. ve 2. sırada. İkisi de çok kolay rakiplerle oynadılar ve bu fırsatı değerlendirerek gövde gösterisi yaptılar. Bu maç hangisinin daha iyi takım olduğunu anlamak için önemli bir referans olacak. Ben Çanakkale ekibini daha şanlı görüyorum. Samet'e özellikle dikkat.

Çaykur Rizespor - Boluspor
Sayısı yaklaşık 10'u bulan şampiyonluk adayları arasından gerçekten ciddi olan ikisi hemen ligin başında karşılaşıyor. Muhtemelen haftanın en zevkli mücadelesi olacaktır. İlk haftada zar zor da olsa istediğini alan Boluspor'un aksine, Rizespor sonuca gitmeyi başaramayarak 1 puana razı oldu. Kağıt üstünde baktığımızda Rizespor'un kadrosunun daha iyi olduğunu düşünüyorum, ancak bu ilk güçlü kadro kuruşları değil. Geçen sezona da oldukça güçlü bir kadroyla giren Rizespor play-off'a dahi kalamamıştı. Bu sezon ilk ikiden çıkmak istiyorlarsa evlerinde özellikle direkt rakipleriyle oynadıkları maçları kazanmaları gerekiyor. Bu açıdan henüz ikinci haftadan hedef maç olarak nitelenebilecek bir mücadeleye çıkıyorlar. Baskıyı kaldırabilirse kazanacak güçleri var.

26 Ağustos 2009

Türkiye'nin dördüncü büyüğü dediğimiz Trabzonspor'un her sene yaşadığı sıkıntılar, ligin daha 3. haftasını geçerken yine başladı. Geçen sene yönetimin kurduğu iyi takım bu sıkıntıları dizginlemişti ki, bu sefer de üst üste kaybedilen maçlarla, Ersun Yanal istenmeyen adam ilan edildi. Gelelim bu sezona ve Hugo Bross'a. Onun başarılı olacağına ne kamuoyundan ne de Trabzonspor taraftarından kimsenin inandığını düşünmüyorum. Ligde ilk üç haftada alınan iki mağlubiyet ve Avrupa'da, Toulouse gibi Fransa liginin orta düzey bir takımına karşı Avni Aker'de yaşanan hezimet, yine kazanın kaynamasına yol açtı. Klasikleşen senaryoyu yaşamamıza 3-5 hafta kaldığı çok açık. İlk Hugo Bross kovulur; sonra da bizim çocuklarımız Trabzonlular diye konuşmalar başlar. Yerli bir isim gelir. O da sezon sonunda kovulur. Trabzonspor bu sezonu da en fazla dördüncü bitirir. Bitirebilirse bence o da büyük başarı olur. Galatasaray ve Fenerbahçe bu kadar iyiyken bundan büyük beklenti olması da hata olur.

Trabzonspor'un kadrosunu küçümsemiyorum ama ileri hattına bakıyoruz. Sakat Gökhan'ın yerine Umut oynuyor. Gökhan iyi bir alternatif ileri uçta. 2 sene önce gol kralı olmuş bir isim. Formda olduğunda ligin en iyi golcülerinden ama alternatifinin Umut mu olduğu bir soru işareti. Umut, çalışkan ve hırslı bir oyuncu olabilir ama Trabzonspor'u başarıya taşıyamayacığını 3 senedir gösterdi. Yalniz oynadı, Gökhan'la oynadı ama kapasitesini aşamadı. Benim kafamdaki soru Trabzonspor'un o bölgeye neden hala bir oyuncu almadığı. Rakiplerinde Baros, Guiza, Nihat, Keita, Semih, Nobre gibi iyi ismler varken, Umut'la bu işin olamayacağı çok açık. Yaşanan bu olayların sebebi tabii ki de Umut değildir ama iyi bir golcü takımını 1-2 gömlek yukarı taşır.

Benim nacizane görüşüme göre Trabzonspor'un yapması gereken, transfer sezonu bitmeden iyi bir golcü alıp, ileri hattaki sorununu bir nebze hafifletmek olmalıdır. Eğer iyi bir transfer yapılırsa kulüp içindeki ortamı biraz yumaşatabilme imkanı da bulacaklardır. Daha sezonun başı olmasına rağmen, ligi iki takımın sürükleyeceğini düşünürsek yarıştan kopmamak veya en kötü seneye de Avrupa'ya gidebilmek için yöneticilerin 4 günü kaldi. Geçmişte yaşanan kaosların Trabzonspor'un başarısızlığındaki en büyük etken olduğunu gördükten sonra, yönetimin sezon başındaki kaos sinyallerini dikkate alıp çok iyi bir değerlendirme yapması ve sorunu geç kalmadan çözmesini bekliyorum. Eğer geç kalırlarsa Trabzonspor'un çekeceği sıkıntı sadece bu sezonla sınırlı kalmayacaktır.

24 Ağustos 2009

Yazılarımda renk belli etmemeye ve tarafsız olmaya hep özen gösteririm. Ancak, bu yazı tarafsız bir yazı olmayacak. Diyarbakır'ın tam karşı tarafından olacak. Maç boyunca kendime bir soruyu sordum durdum ama cevabını bir türlü bulamadım. Neden? Bu öfke, bu nefret, bu şiddet neden? Bugün o sahada her türlü rezillik yaşandı. Maç başladığı andan itibaren sahaya yabancı madde yağmuru başladı. Sürekli patlayan torpiller de cabası. Takımın maça müthiş başlamış. Üst üste pozisyonlarla Fenerbahçe'yi bunaltıyorlar ve gol de geliyor. Bu noktada maçın keyfini çıkartmak varken, kime veya neye kızıyorsun da sahaya taştan, domatese kadar binbir çeşit yabancı madde yağdırmaya devam ediyorsun? Yetmiyor sahaya giriyorsun. O da yetmiyor maçtan sonra polisle çatışıyorsun. Amaç ne? 3 sezon sonra Süper Lig'e çıkmışsın. Böyle mi seviniyorsun? Neyi kanıtlamaya çalışıyorsun?

Diyarbakır'da bunlar maalesef ilk defa yaşanmıyor. Tahmin ediyorum ki son da olmayacak. Bu yüzden bazı siyasi sebeplerden Diyarbakırspor'un bu ligde olması iyi olur diyenlere hep karşı çıkmışımdır. Görüyorum ki haklı çıktım. Bir takımı devlet desteğiyle lige çıkartıp, kendilerini dokunulmaz hissettirirseniz sonuçları da böyle oluyor. Bu yüzden bugün yaşanan rezalette bu sürecin içinde olan herkesin payı var. Bu tabloya iyi bakın. Önce utanın, sonra da şapkanızı önünüze alıp biraz düşünün. Diyarbakırspor'u inatla lige çıkarttığınıza değdi mi? İstiklal Marşı'nı ıslıklattığınıza değdi mi? Hiçbir zaman kazanamayacağınız, çoktan kaybettiğiniz bir şehirden 3-5 oy almak için emek hırsızlığı yaptığınıza değdi mi? Böyle olacağını bilmiyor muydunuz? Yazık. Hakkı yenen diğer takımlara yazık.

 
Meşale Kokusu