24 Ekim 2009

23 Ekim 2009

22 Ekim 2009

21 Ekim 2009

19 Ekim 2009

Peki vaziyet buysa, bu takım sahaya nasıl bir dizilişle çıkmalı? Bence aynen Reha Kapsal'ın çıkardığı gibi 4-5-1 şeklinde çıkmalı. Buraya kadar hiçbir itirazım yok ama takım sahaya çıktığı andan itibaren sıkıntılar başlıyor. En önemli silahı, hücum gücü olan bir takımın, 4-5-1'in bütün nimetlerinde faydalanabilmesi için beklerin sürekli hücum varyasyonlarının içinde olması lazım. Yani takım topu aldığı zaman 4-5-1'in 4-3-3'e dönüşmesi lazım. Peki Reha Kapsal ne yapıyor? İki bekinin de ayaklarına taş bağlayıp, özellikle deplasmanlarda onları defansa hapsediyor. Sonucunda da sadece hücum oyuncularıyla hücum edip, sadece defans oyuncularıyla defans yapmaya çalışan, total futbolu amaçlayan bir taktikle sahaya çıkıp totalin t'sini ortaya koyamayan bir Karşıyaka ortaya çıkıyor. Forvet bir türlü üçlenemediği için 32 yaşındaki Okan, ilerde tek başına iki stoperin arasında sandviç oluyor. Doğal olarak takımın pozisyona girme ihtimali ortadan kalkıyor.
Ayrıca kadro seçiminde de bariz yanlışlıklar var bana göre. Reha hoca belli ki Tisdell'i 90 dakika oynatmayı düşünmüyor. Bence iyi de yapıyor ama ondan maçın yanlış bölümünde faydalanmayı amaçlıyor. Tonia Tisdell, süratinden ve yıpratıcılığından başka meziyeti olmayan bir futbolcu. Siz bu tarz bir adamı takımın yorgun düştüğü ve bir şeyler üretememeye başladığı anlarda oyuna alıp da, ondan kilidi açmasını bekleyemezsiniz. Ancak oyuna onunla başlayıp, 45 dakika boyunca koş, sol kanadı kulvar yap, rakibi yor derseniz, bu görevi pekala yerine getirir. İkinci yarıda da Reha Kapsal'ın yıldız oyuncu fobisi yüzünden oynatmadığı Serdar Sinik'i oyuna sokarsanız, aynı TSYD'deki Çanakkale maçında olduğu gibi rakibi perişan edersiniz. Dünkü maç özelinde dikkatimi çeken bir diğer husus ise Alfred Mfongang hakkında. Alfred ikinci yarıda oyuna girdikten sonra bariz bir şekilde serbest adam olarak oynadı. Orta sahada mı yoksa forvette mi oynadığını anlamak mümkün değildi. Gol makinası lansmanıyla getirilen, ancak bana göre şu haliyle, bu ligde gol atması pek olası gözükmeyen bir adama maç içinde böylesi bir insiyatif verilmesi bence çok ilginç bir karar.
Sonuç olarak, bu takım şu an için potansiyelinin çok altında bir oyun sergiliyor. Bu potansiyeli yaratan insanın bizzat kendisinin bu duruma sebep olması düşündürücü. 9 hafta geride kaldı ve Reha Kapsal, hala kafasındaki sorulara cevap bulamadı; hala arayışta. Bu arayışlar sona ermediği sürece de Karşıyaka istikrarı yakalayamayacak gibi görünüyor.
18 Ekim 2009

Gelelim asıl meseleye. Yıldırım Demirören'e gösterilen tepkiye bugüne kadar televizyondan şahit olabildiğim için olayın vehametini kavrayamamışım. Bütün bir stad, hep bir ağızdan böylesi coşkulu bir tepki gösterirken hala o koltukta oturmak anlaşılabilir bir durum değil. Ya şeref tribünü ses geçirmez camla kaplı ya da Yıldırım Demirören kulaklarına kocaman pamuklar sokmuş. Hala istifa etmemesi için başka bir sebep düşünüyorum; bulamıyorum. Hani yüzsüz diyeceğim ama ondan sonra da ayıp etti oluyoruz. Gel gör ki bence ortada tek bir ayıp var. O da Beşiktaş taraftarına yapılan. Bugün çok iyi anladım onların duygularını. Ortada bunca rezalet var ve bu rezaletin baş aktörü hiçbir şekilde sorumluluğu üzerine almıyor. "Bu kadar insan benden nefret etme noktasına gelmiş. Bir bildikleri vardır herhalde. Galiba hatalı olan benim" diye düşünmez mi bir insan? Artık gözünü nasıl bir hırs bürümüşse, sağlıklı düşünemiyor demek ki. Beşiktaşlı taraftarlar davalarında sonuna kadar haklılar ve yürekten bir desteği de hak ediyorlar. Bu sebeple; yeter Yıldırım Demirören YETER!